27 Kasım 2014 Perşembe

HER ŞEYİN BAŞI EĞİTİM

Sorunlarla uyandığımız, güne endişe içinde başladığımız bir dönemdeyiz. Geri kalmışlığın tüm belirtileri içinde kaygılarımız giderek artıyor. Oysa gelişmiş ülkelerde sağlık, eğitim, hukuk ve kentleşme niteliği gibi konularda güven bunalımı yaşanmıyor. Devlet, bireylerin yaşam kalitesini korumakla bizzat sorumlu iken ülkemizde ise temel haklar bile yok sayılıyor. Devamında da hemen her sektörde kaotik düzen kurulmuş durumda. Şiddete eğilim, akıldışılık, yolsuzluk, işsizlik gibi sorunların kapladığı bu dönemi nasıl aşacağız sorusuna; ağız birliği yapmışcasına “eğitim ile!” yanıtını veriyor herkes.  Peki, her şeyin çözümü eğitimden geçiyorsa, tüm umutların bağlandığı ve fedakârlığın sadece kendilerinden beklendiği öğretmenler bunu, tek başına ve nasıl başaracak?

31 Ekim 2014 Cuma

PARA NEDİR ?

Para, sadece ona sahip olmayı zenginlik saydığımız, alım gücü ile aklımızdan çıkmayan değer diye tanımlanabilir. Napolyon’un, “bir savaşı kazanmak için gerekli üç şeyi “para, para, para” diye açıklamasını da anımsayarak, çoğu kez “başarının tek sırrı paradır” diye söylenir. Çoğunlukla da bu iddia doğrulanıyor çünkü ekonomik refah varsa yaşam koşulları kolaylaşıyor, sağlık ve eğitimde en iyi seçenek bulunuyor, öğretiler nitelik kazanıyor. Hatta aşk bile önce parayla sonra sevgiyle besleniyor. İletişim yöntemlerinde en etkin öğe yine para oluyorken nasıl aklımızdan çıksın değil mi? (bir tür şifre kırıcı sistem de denebilir)

22 Ağustos 2014 Cuma

DEMOKRASİYİ SİNDİRMEK

         
Yönetim şekli, demokrasi mi olsun diktatörlük mü diye sorulsa koro halinde tabii ki demokrasi diyeceğiz. Halkın kendi kendini yönetmesinin en ideal yönetim biçimi olduğunu çocukken öğrendik. Öğrendik de, uyguladık mı diye sorulsa bu sefer de aynı koro üzüntü içinde hayır diyecek, hemen içinde olduğu, bildiği haksızlıkları anlatmaya başlayacak. Ben de demokrasiyi hak etmediğimizi düşünüyorum çoğu kez, Hep bildiğimiz, konuştuğumuz şeyler aslında!

21 Ağustos 2014 Perşembe

ZAMAN EKONOMİSİ



Zaman, bir işi yapmaya ayrılmış süre veya ölçülebilen dönem olarak tanımlanıyor.  Eski çağlarda Çinli bir düşünüre, “tren adında bir ulaşım aracı bulunmuş, 30 günlük yolu üç günde gidebilecekmişiz”  haberini müjdelemişler. O ise pek sevinememiş bu habere. “Peki, kalan 27 günde ne yapacağız” diyerek endişesini aktarmış. Süre bol, yapacak iş azmış çünkü! (Boş kalmanın tehlikesine dikkat çekmek istemiş olmalı...)


3 Haziran 2014 Salı

ARINABİLMEK

#Soma faciası

Soma felaketi ile yitirilen canlar ve ardından öğrendiğimiz skandallar, yağışlar nedeni ile taşan caddeler, çalınan oylar, suçsuz yere ölen, yaralanan insanlar, terör, trafik ve sadece lafta kalan söylemler! Dinlemekten, öğrenmekten ve tepki vermekten hepimiz bezdik aslında! Manşetler sürekli yapılan bir yanlışı, bir ihmali, hukuksuzluğu haber veriyor. Okuyoruz, ardından da elimizdeki iletişim kaynaklarına sarılıp başlıyoruz birilerine yağdırmaya.
Sosyal medya, arkadaş sohbetleri ve toplumsal etkinliklerde izlediğim, dinlediğim herkes mevcut düzenden yakınıyor, olumsuzlukları eleştiriyor ve neredeyse kahroluyor. Ama sorunlar çözülmüyor tam tersi çığ gibi büyümeye devam ediyor. Sanki konuşanlar hep haklı, doğru da, sesi duyulmayanlar suçlu sadece. Oysa esas sorunların nedeni, içimizde, hatta yanı başımızda belki. Eleştirdiğimiz düzeni severek, isteyerek biz oluşturmuş, göz yummuş değil miyiz? Çevrenize bakın, kural ihlali yapan (işini bilen), kanun çiğneyen, konu kendisine gelince yanlışı normalleştiren bireylerden fazlaca göreceksiniz.Bazılarını alkışlıyoruz bile, kanıksadık artık, her şey normal geliyor. Oysa yaşadığımız erozyonu boş verdiğimiz, bana ne dediğimiz küçük görüntüler oluşturdu.Düşmanlar gelip bizi dağıtmadı ; biz dağıldık.

30 Nisan 2014 Çarşamba

PARİS NOTLARI


Bu yazımda Paris gezimden bazı notlar aktaracağım. Aslında tatil programlarının ayrıntıları ile sosyal medyada yayınlanmasına sıcak bakmayanlardanım. Bir yandan özel yaşamın sakınılması gerektiğine bir yandan da tatillerin farklı amaçlarla yapılıyor olmasına dikkat edip genelde yolculuklarımı yüksek sesle konuşmuyorum. Çünkü her tatilin bütçesi, beklentileri ve kişinin yaşamdaki öncelikleri çok değişkendir. Bir insana nefis gelen bir yemek tarifi, konaklama şekli ya da görülmesi mutlaka gereklidir diye önerilen yer diğerine cazip gelmeyebilir. Tatil programlarını yayınlayanlarını eleştirmiyorum tabii ki,  benim yaklaşımım gündemi boş yere meşgul etmeye veya yanıltmış olmaya çekinmekten kaynaklanan bir hassasiyet olabilir. Ancak,  son yolculuğumda Paris ile ilgili bloglarda yayınlanan notlardan çokça faydalandım ve bilgi paylaşmayı sorumluluk olarak algıladım. Zamanı doğru kullanmak adına o kadar kazanımım oldu ki ben de Paris’i ziyaret etmeyi planlayanlara iletmek üzere bazı deneyimlerimi yazmaya karar verdim.

28 Nisan 2014 Pazartesi

KADIN ALDATTIĞINDA



İkinci Kadın’a güç katıp, kendini zayıflatan erkekler; aldatılmayı hak eden kadınlar derken şimdi de aldatılan erkekler diyerek _sakıncalı sularda yüzüp_ “Kadın Aldattığında”  isimli başlıkla yeni bir yazı ekledim.

Ülkemiz genelinde, özellikle Doğu bölgesine yayılan toplum yapısında erkeklerin evlilik dışı ilişkilerinin olması olağandır. Hatta aldatmak çoğu evde, erkekliğin şanındandır denilecek kadar rutin bir olay haline gelmiştir; haber değeri yoktur kısacası. Erkekler de kadının aldatılan ve mağdur rolde olmasını benimsemiştir. Kendisinin yaptığını eniştesi de damadı da yapabilir mantığı,  kuşaklar boyu yazılı olmayan kurallar gibi kabul edilerek devam etmiş, kadınlar cephesine hiç bakılmamıştır. Erkeğin cinsel arayışları kadın için geçerli olamaz kabulü artık yıkılıyor, günümüzde kadınlar da erkekler kadar rahatça aldatıyor. Üstelik durum, birkaç istisna örnek olmaktan çıkmış haldedir…  (Yayınlanmış istatistiklerden, muhafazakar bir toplumda olduğumuz halde eşini aldatan kadınlar ile ilgili şaşırtıcı oranları öğrenebilirsiniz.) Kadının aldatması, hem kentlerde hem de kırsalda yaşanabildiğine göre eğitim düzeyi ya da kültür birikimi ile bağlantılı değildir. Çok tutucu ailelerde dahi kadınların da korkusuzca ikinci ilişki yarattığı biliniyor. Erkekler gibi bir tür gereksinim ya da doğal hak olarak görüyor olabilirler!

15 Nisan 2014 Salı

ERKEKLER NEDEN ALDATIYOR?

ERKEKLER NEDEN ALDATIYOR?

Kadın erkek ilişkileri üzerine, olağanın dışında yorum yapıp düşünce açıklamak riskli konulara değinmek anlamına geliyor. “İkinci Kadınlar Varlıklarını Neden Gizlemiyor” konulu yazımı yazarak cızzz konular kategorisine giriş yapmış oldum. İlintili olarak da aldatmak hakkında yazmak istedim. Ancak yazması zor ve yakın çevremizde illa ki birini işaret edecek diye örnekleme yapmanın bile sakıncalı olduğu bir konu…

7 Nisan 2014 Pazartesi

İKİNCİ KADIN’LARIN VARLIKLARI

İKİNCİ KADIN
Önce “ikinci kadın” kimdir diye soranlara bilgi olsun diye tanımını yazayım; erkeklerin, hem yasak hem çarpık ilişkisindeki kadına yüklenen tanımdır.(her yasak ilişki çarpık değildir, not bölümünü okuyunuz lütfen) Siyaset ve iş dünyasında yasak ve ince hesaplı ilişki fazla olduğundan,  ikinci kadın tiplemesine fazlaca örnek görebiliriz. Aktif siyasetin içinde olan bir arkadaşım, bu   konumda olan kadınlar neden varlıklarını illa göstermek, hissettirmek istiyorlar, erkek olarak hiç anlayamıyorum diyerek yeni bir konu başlığı yarattı. Ben de görüşümü yazarak yanıtlamak ve paylaşmak istedim.(özel yaşamımı bilenler, yazı içeriğinin beni değil  Ankara kulislerini anlattığını bilecekleri için kalemimi özgür bıraktım)

4 Nisan 2014 Cuma

FARKLI GEZEGENLERDEN GELEN MESAJLAR

FARKLI GEZEGENLERDEN GELEN MESAJLAR



İlişkiler tıkandığında, uzaydan geldiğimizi veya eşimizin uzayda yaşadığını söyleyerek anlaşılamadığımızı belirtiyor, yaşadığımız öfkeye kılıf buluyoruz. Erkekler ve kadınların olaylar karşısındaki tutumları neden bu kadar değişik, her şeyi genetik ile açıklamak doğru mu diye düşündüğüm için  yetişme koşullarının en az hormonlar ve genler kadar etkili olduğunu anlatan bir yazı yazmıştım. Geri dönüşlerden benim gibi düşünen çok kişi olduğunu gördüm. Ancak aksini iddia edenler de var. Onlar, kadın- erkek arasındaki zıt duygusal yapının  büyüme tarzına değil biyolojik oluşuma bağlı olduğuna inanıyorlar.  Yaşadıkları veya tanık oldukları birkaç olayı aktaracağım, gerçekten yanlış anlaşılmalar olabiliyormuş! Sadece kadın ya da erkek olmak farklı algıya, günah almaya yeter diyenler için, biraz da mizah olsun diye dinlediğim örnekleri yayınlıyorum.

1 Nisan 2014 Salı

ENERJİ HIRSIZLARI



ENERJİ HIRSIZLARI
Mutlu olma halimiz aniden kaybolur, bazen de üzerimize nedensiz bir hüzün yapışır. Anlam veremediğimiz moral kayıplarını, baş ağrılarını çoğu kez anlayamayız, huzursuz oluruz. Bu durumun nedenlerinden birisi yakın çevremizdeki “Enerji Hırsızları” desem şaşırabilirsiniz. Adında hırsız var ama bu kişiler yaşamımıza akraba ya da arkadaş statüsü ile rahatça sızarlar. Biz de bilinçsizce, kendimizi korumak yerine ikramla, hürmetle ağırlarız bu insanları. (İzinsiz olarak bir şey almaya çalmak denildiği için hırsız sözcüğünü kullandım, mutluluk da bir servettir çünkü)

28 Mart 2014 Cuma

HANGİ GEZEGENDE BÜYÜDÜK ACABA?

FARKLI GEZEGENLER

Yıllar önce kadınlar ve erkeklerin farklı gezegenlerden olduğunu anlatan kitap serileri yayınlanmıştı, karşı cins ile yaşanan iletişim kopukluğunun analizi yapılıyordu. Erkekler ne söylüyor kadınlar ne anlıyor konusu hala güncelliğini koruyor. Çünkü insanlık kadar eski olan bu sorunu tam olarak çözen veya adlandıran bir bilgin çıkmadı henüz. Sorunların kaynağını, değişik  gezegenlerden gelmiş olmaya bağlayan da var biyolojik yapı taşlarına bağlayan da! Tek ortak nokta, herkesin anlaşılamamaktan şikayetçi ve kırılgan olarak yaşaması görünüyor.
Taraflar olarak çoğu zaman birbirimizi anlamıyoruz gerçekten;  kadın ve erkeğin radikal bir olaya dahi aynı tepkiyi veremediğini görmüşsünüzdür. Kadınları çözdüm diyen erkek zaten yok gibi (olgunluk dönemini yaşayanlar hariç) Aynı şekilde beraber olduğu erkeğe son derece anlayışlı davranan, insan olmak ile dişiliği birbirine karıştırmayan kadın tipi de bir o kadar az galiba. Erkekler daha sade ve gerçekçi, kadınlar daha karmaşık ve duygusal görünüyor.

13 Mart 2014 Perşembe

ACI BİR KAYIP




BU NOKTAYA NASIL GELDİK ?

#Berkin Elvan
Berkin’i kaybettik. Yazılar ve sözler ailesinin acısını hafifletir mi bilemem ama sağduyu ve vicdan sahibi herkes en samimi duyguları ile baş sağlığı diliyor. Ölüm acısını tatmış olanlar biliyor ki, o aileye de sonsuza kadar ölümün kederi yapıştı. Allah ailesine sabır versin, sebep olanların da bu acıyı fark etmesini sağlasın demekten başka bir şey gelmiyor elimizden. Çok üzgünüm, anne olarak da, birey olarak da.

Türkiye, ekmek almaya giderken vurulan küçük bir çocuğun kaybı ile sarsıldı. Anne olanlar, bir çocuğun doğumunun ve varlığının ne kadar kutsal olduğunu bildikleri için herkesten daha çok üzüldü. (Sadece masum bir çocuğun ölümüne değil ülkenin içine düştüğü çıkmazın nelere denk geldiğini gördüğümüze de üzüldük.) Her ortamda ayrım yapmadan bizi korumak, güvenliğimizi sağlamak ile görevli polisler neden böylesine orantısız güç kullanıyor, hepsi mi vicdanını terk etti diyerek kahroluyoruz. Korkutmak veya engellemek için değil yok etmek için vuruyorlar, düşmanla savaşıyorlar sanki! Polisin sıktığı gaz ve ilaçlı suya, attığı dayaklara ve kullandığı silahlara bakınca hangi savaştayız diye soruyorum. Düşman kim, birbirlerine soruyorlar mıdır? Sanki ülkemizin bayrağı indirildi, başka milletlerin tankları caddelerde geziyor, esaret altındayız da nefsi müdafaa yapılıyor. Hiç kimse sokaklara sosyal etkinlik olsun diye dökülmez, macera olsun diye sakatlanmayı, ölümü göze almaz. Yıllarca geriye gittiğimizi kimse göremiyor sanırım.

7 Mart 2014 Cuma

BAHAR TEMİZLİĞİ

BAHAR TEMİZLİĞİ
Bahar temizliği, kadınlar arasında detaylı temizlik anlamına gelen bir ifadedir. Gerçek anlamda titiz olunmayan evlerde sadece misafirin göreceği yerler temizlenir, ama köşe bucak dağınık ve tozludur. (Esaslı temizlik ancak, baharda, bayramlarda, çok özel günlerde yapılır ama kalkıştığımız işi büyük temizlik değil bahar temizliği ile diye anarız.) Kış günlerinin bitmesi ile isli, dumanlı günler de biter, baharda evlerin ıssız köşeleri bile tertemiz olur. Bir yandan temizleriz bu bahane ile ciddi bir eşya ayıklaması da yaparız. Giymediğimiz kıyafetlerden başlayarak, el sürülmeyen eşyaları yaşamımızdan çıkarıp alınacaklara yeni alanlar açarız. Bir anda hafifleriz, evimizi, eşyalarımızı daha çok  severiz sanki.

19 Şubat 2014 Çarşamba

SİHİRLİ DİLEKLER



SİHİRLİ DİLEKLER

Erişkinlerin ne çok görevi var, say say bitmez. Aile sorumluluğunu taşımak, iş yaşamının gereklerini yapmak, kariyer planlamak,  para kazanmak, tüketileni yeniden pişirmek, kirleneni temizlemek, çocuklara iyi bir eğitim vermek, geleceklerini kurmak diye başlayan upuzun bir sıralamayı gerçekleştirmeye, yükünü taşımaya çalışıyoruz. Görev alanlarımızı ve sorumluluklarımızı anlatan benzer iş sıralaması herkesin aklında sabit bir alanda depolanıyor galiba. Bulunduğumuz konuma göre hep bir şeylerle uğraşıp yoruluyoruz. Bazen de moralimiz çok bozuk oluyor, karamsarlığa kapılıyoruz. Enerjinizin tamamen tükendiğini sandığınız anda, aniden birisi kulağınıza on tane sihirli dilek hakkın var dese ne olur, neler dilerseniz diye sorulduğunda gündem değişse keşke! (Ben sohbet anlarında bu soruyu bazen soruyorum, özellikle gençlere ve yaşam yorgunlarına moral olsun diye kullandığım bir argümandır. Nasıl bir paylaşım olduğunu denemek isterseniz,  özellikle çocuklara sorun derim. İç dünyalarındaki yargıları ifade edişlerine, dileklerinin masumluğuna, hayal güçlerinin zenginliğine ve dileklerinin kadar öğretici olduklarına şaşıracaksınız.Çocuklar kısmen de gençlerin gözlemleri çok önemlidir.)
Gelelim dileklerimize, İlk üç-dört dileğin konusu genelde aynı oluyor. Sonra sihirli dileklerin konusu değişmeye, kişiselleşmeye başlıyor.

14 Şubat 2014 Cuma

4 ERKEK / 4 KADIN (Hayatımızdaki en önemli kişiler )




ÖZENMEK VE ÖZENİLMEK


İkili ilişkilerin anahtar kavramını  “özenmek ve özenilmek” diye algılıyorum.  Özenli olmak, kendimizce önemli bulduğumuz kişiye verdiğimiz önemin bize ait yöntemler ile ifade edilmesidir.  Sözlük tanımı ise bir şeyin iyi olabilmesi için gösterilen çaba olarak geçiyor. Çok sıradan, bir sözcük gibi görünse bile çevremde,  şiddetle gereksinim duyulan bir davranış biçimi olduğunu biliyorum.

Aile ve iş yaşamındaki ilişkilerde ne kadar özenli olduğumuzu ölçmüyoruz çoğu zaman. “Başkaları ne der” baskısı ile büyütüldüğümüz için önemli ayrıntıları gözden kaçırabiliyoruz. Dış çevrenin eleştirisinin ne olacağı ile aşırı ilgilendiğimiz bir sistem oluşturulmuş. Başkalarının geri dönüşlerini önemsiyoruz, yanı başımızdakilerin değil. Oysa herkesin karşı cins ile iletişiminde dört temel ilişkisi var, önemli olan da bu ilişkiler. Kadınlar için babası, erkek kardeşi, kocası ve oğlu iken erkeklerde de annesi, kız kardeşi, karısı ve kızları olarak açıklayabiliriz (kardeş ve çocuk olmadığı örnekler de iki temel varlık olarak değerlendirebilir.) Bu dört ilişkiye verilen değeri çok önemsiyorum. Çünkü çekirdek ailedeki nitelik, insanın kendini bulduğu anlattığı ve karşıdakini bir yere koyma halini anlatıyor.
Özen göstermek nasıl bir şey, yeteri kadar fedakarlık yapmıyor muyuz? Yazıyı okuyanların bir kısmı, ben zaten en iyisini yapıyorum diye düşünse de biraz özeleştiri yaptığında farklı içsel itiraflar ile yüz yüze gelecek, eminim.

11 Şubat 2014 Salı

İLETİŞİM VE BAĞIMLILIK



İLETİŞİM


Teknoloji hızla ilerler iken kitleleri de kendine bağımlı yaptı. Günün her saatinde telefon ve tabletlerimiz, temel organ olarak yanı başımızda, bir parçamız artık. İkili görüşmelerde bile bir el yemek yiyor  diğeri bir şeyler yazıyor, sinemada  bir göz filmde diğer göz telefonda. Konserde, konferansta, yolculukta, iş yerinde hatta ders saatinde bile herkes online durumda. Bu işte bir tuhaflık yok mu?  

Yakın zamanda katıldığınız cenaze, konser, yemek daveti, toplantı, sempozyum ve benzer etkinlikleri düşünün. Size veya çevrenizdekilere gelen telefondan kaç tanesi  acil kodluydu acaba! Değil kapatmak, sessize alma nezaketi bile ağır kaçan bir diyet gibi algılanıyor. Kim kapıda kaldı, erken doğum mu başladı, arabanıza mı çarpmışlar, okul servisi kaza mı yapmış, kim ölmüş, uçak mı düşmüş? Uçak deyince zaten bir başka kriz anı olarak değerlendiriyorum. Konuşur pozisyona geçebilmek için sadece 5 dakika beklemek bile çok geç kabul ediliyor, daha inişe geçmeden telefonlar açılmış ve ele alınmış oluyor. Stratejik bir savaşın kahramanları başrolde, asrın operasyonunu başlatacaklar sanabilirsiniz!

31 Ocak 2014 Cuma

HİLELİ GIDALAR VE YANILTICI BİLGİLER


SAĞLIKLI BESLENME SENDROMU

Son yıllarda sağlıklı beslenme üzerine o kadar yazı yazıldı, bilgi verildi ki artık kafamız karmakarışık oldu. Sağlıklı beslenmeyi yeni öğreneceğiz, bildiğimiz her şey yanlışmış algısı oluşturuldu. Doğanın bize sunduğu besin türlerini yeme alışkanlıklarımıza göre tüketen  ve uzun ömür yaşamış örnekler tesadüf sanki, onlar bilmeden yaşamışlar! Mucize bulmuş gibi bunu yiyin şunu için diye başlayan yazılardan sıkıldım artık. Bir doktorun uyarılarını, önerilerini başka bir doktor veya beslenme uzmanı yalanlıyor. Kime inanacağız?  Herkes bu işin piri olmuş, biz ise yolunu bulmayan şaşkınlar pozisyonundayız.(ben, nesiller boyu yanılmadıklarını umarak aile büyüklerimin mutfak düzenini devam ettiriyorum.)

21 Ocak 2014 Salı

YASAK AŞK

AŞK NİYE YASAK OLSUN Kİ !

        Yaşam boyu karşılaştığımız her olay özel değildir, çoğu zaman haber niteliği taşımaz. Ancak, yasak aşk ve yolsuzluk denilince hemen toplum refleksi oluşuyor. Zaten ikisi dışında hangi haberler “flaş haber “veya “son dakika haberi ”diye veriliyor ki! Yasak aşk, merak edilme açısından yolsuzluğun da önünde gidiyor galiba. Kimi zaman siyasete, iş dünyasının erklerine bile yön verebildiğini görebiliyoruz. Aldatma, insanoğlunun çok yönlü olmasından mı veya her yönü için bir başkasını sevebilme kapasitesinden mi kaynaklanıyor, bilinmez. (sosyologlar, psikologlar bile farklı yanıtlar verebilir.)

15 Ocak 2014 Çarşamba

ÖZLÜ SÖZLER

AZ OLUP ÖZÜ ANLATABİLMEK
Anadolu’nun çoğu yerinde karşıdakine verilmek istenen duygusal mesaj yöreye özgü deyişlerle anlatılır. Sitem, eleştiri, bazen de hakarete varan düşünceler ince bir mizah ile dilden dile gezer. Buna, diplomasinin halk arasındaki hali de diyebiliriz.  

Yaşanmış olaylar sonucu çıkan ortaya çıkan kayıplar ya da kazanımlara tecrübe diyoruz. Her yetişkin deneyimli olmak adına bir şekilde bedel ödemiştir. (gençlik ile tecrübenin buluştuğu istisnalar hariç) Yakınımızdakileri uyarmak için de kulağımıza küpe olan söylemleri sık sık kullanırız. 

Yaşamın farklı evrelerine ait gerçekler,  özlü sözler olarak bir şekilde hayatımızda yer alıyor. Bu sözler çoğu kez ders niteliği taşıyacak kadar kuvvetli mesajlar verir, eğitici yanı yüksektir. Sorgulamaya, düşünmeye yol açsın diye zamanında bilge birisi söylemiştir. Modern çağda da bu alışkanlık devam ediyor. Sosyal medyada elden ele gezen söylemler, sloganlar var, kiminin profilinde, kiminin duvar yazısında büyük laflar okumak mümkün. Ekranı açar açmaz karşılaştığımız haftanın veya günün sözü, bir yerden gözümüze ilişiyor, sonra da sanal trafik ile çok kişiye ulaşıyor.  

11 Ocak 2014 Cumartesi

YAZILAR YAZANI MI ANLATIR SADECE!

YAZILARIN " TEMA"SI

Blog sayfamı birkaç arkadaşımın ısrarı ile açtım. Sürekli, aramızdaki kişisel yazışmalar ya da sohbetlerdeki anlatımlarını niye yayınlamıyorsun diyorlardı. Ben de bu fikri benimsedim ve ara sıra yazmaya başladım.   Yaşama ya da tanık olduğum olaylara ait görüşlerimi yazıyorum, (ailemi,özel yaşamımı referans göstermemeye çok dikkat ederek )  kendi çapımızda bir şeyler paylaşıyoruz. Yorumlar genellikle kişisel mailime geldiği için onları yayınlamıyorum, fazlaca okuyan olmuş.  İlgilenenler için iyi bir iletişim kanalı olduğunu düşünüyorum. Özele dayalı olmayan sosyal bir proje ya da paylaşım alanı oluştu diye  algılıyorum, riskleri olsa da eğlenceli bir iş aslında. Risk de,  sanki her yazdığım yazının bir mesaj ya da kendimden bir örnek gibi algılanması durumunun oluşmasıdır. Bu da okuyanın algı ağı veya  ne anlamak istediği ile  ilgili olduğundan yapacak bir şey yok sanırım.

Bu açıklamayı neden hissettim?  Güçlü kadınlar başlığı ile yazdığım yazı için eşimin tepkisini merak edenler oldu. Tabii ki orada kendimi/bizi anlatmadım, o da böyle algılayacaktır herhalde! (Çok konuda geleneksel erkek tiplemesini aştığı için şanslıyım. Ön yargı ile okuduğunu sanmıyorum, üstüne bile almayacaktır) Bir konuyu incelerken, gözlemlere dayalı analizler yaparken niye insan illa ki kendini anlatsın. Ayrıca özel  yaşamı ulu orta paylaşmayı doğru bulmayanlardanım.

8 Ocak 2014 Çarşamba

GÜÇLÜ KADINLAR ÜZERİNE



GÜÇLÜ KADINLAR 
Son zamanlarda başlığı ya da teması “güçlü kadınlar” olan çeşitli yazılar okudum. Kimisi övgü kimisi eleştiri yüklüydü. Sanal ortamda elden ele gezen bu mailleri erkekler mi yazıyor bilemiyorum doğrusu. (yoksa kadın kadına bu kadar acımazsız değildir herhalde.)  Gelen yazının birinde, mükemmel özelliklere sahip kadınların erkeklerini kaybettikleri (doğrusu kaptırdıkları)  yazıyordu. Rakiplerin, daha vasıfsız, iddiasız hatta güzel bile sayılamayacağı halde söz konusu erkek üzerinde çok etkili oldukları işlenmişti. Başkasında,  eril özelliklerin dişiliği yok ettiği anlatılıyordu. (Erkeklerin uzmanlık alanlarına karışmamak anlamında) Başka bir anlatımda güçlü kadınların çevresince sömürüldüğü, kadının da merkez olma duygusu ile ses çıkarmadığından söz ediliyordu. Genel olarak güçlü kadınlar, farklı şekillerde eleştiriliyordu.  Sanal dünyada benzer yazılar elden ele dolaşıyor, çok ilgi çekiyor sanırım.  Ben de aynı konuda yazmaya karar verdim.