13 Ekim 2015 Salı

ÇOĞUNLUK SUSUNCA


Düşüncelerin değil silahların, bombaların konuştuğu karanlık günlerin içindeyiz maalesef. Neden kaos oluştu, güzelim ülkemiz karanlığa nasıl sürüklendi diye kendi aramızda yazıp duruyoruz sadece. Saldırıları, faciaları, doğa katliamlarını kınıyoruz, ancak demokrasiyi benimsemek ve uygulamak konusunda öylesine gerideyiz ki sorunlar lanetlemekle, yas mesajları yayınlamak ile çözülecek gibi değil. Duyarlı kitle isyan içinde olsa da çoğunluk susuyor.

Daha önce de benzer yazılar yazdım, yinelemek istiyorum. Öfkeliyim, çünkü bugünlere kayıtsızlık nedeni ile geldik. Demokrat koşullarda yaşamak için önce ahlaki değerleri korumak gerektiğine ve evrensel doğruların her zaman galip geleceğine inanmadı toplumun büyük kitlesi. Siyaset ve ekonomi, bireysel çıkarlara göre yorumlandı, sosyal refahın topluma yayılması gerekliliği gözetilmedi. Kısaca sorunlar karşında duymak, görmek ve konuşmak istemeyenlerin sessizliği, bugün terör olarak çıktı ortaya.

Yollarda arabaların camlarına yapışan sokak çocukları yeterince çokken göçmenler de eklendi onlara. İster duygu sömürüsü için çalıştırılıyor olsunlar ister sahiden yoksul oldukları için. Adı üstünde çocuk bu;  aç, yıkanamamış, ayakları çıplak ve üşüyor, eğitilmemiş en önemlisi şefkatten yoksun. O koşullarda büyüyen çocuklar topluma nasıl hizmet edecek, ideal aileyi nasıl kuracak, toplum değerlerine inanabilecek mi? Sizin arabanıza zarar vermedi, camınıza yapışmadı ise  sorun yok denildi. “batsın bu dünya” diyen çocukların bir gün canlı bomba olacak kadar yaşamaktan bezeceğini  düşünmedi çoğunluk.

Dürüstlük nereye gitti? Büyük bir bütçeyi ya da yetkiyi yöneten insanların yolsuzlukları çoğu kez alkışlandı. Aileden birisi zimmetine para geçirirken, diğer bireyler,  haberleri yok gibi davrandı. Öte yandan masum insanlar küçük taksitlerle ev sahibi olayım derken kooperatiflerce soyuldu. Alım satımlarda komisyon almayana ahmak dedi o çoğunluk. İmzasını, dolayısı ile kamuya ait değerleri peşkeş çekenlerin lüks yaşamı gündemi meşgul etti, kimse tepki koymadı.

Kaldırımlar, yollar, alt yapı çalışmaları neden koordineli yapılmıyor, bu kadar zengin miyiz diye sormadı çoğunluk. Özel okullarda, yurt dışlarında okuyan çocuklar mesleklerinde uzman olup kariyer yaptılar ama işin doğrusu bu değil diyemediler.  Hemen kapının önündeki soyguna, niteliksiz imalata, yapboz sisteme kayıtsız kalındı. İş gücü, kamu kaynakları hoyratça nasıl harcanır, aslında bunlar bizim paramız demedi kimse.

Takip eden yoksa kurallar uygulanmadı. Trafikte, yapılaşmada, eğitimde, sağlıkta kuralsızlık ile beslenenleri yine sessiz çoğunluk destekledi, çünkü o kuralsızlık herkese gerekecekti. Kaçak binalara göz yummak, can güvenliği olmayan otobüsleri toplu taşımda kullanmak, eğitim sistemindeki yanlışlar hep aynı kafaya hizmet etti.

Rant için doğanın katledilmesine göz yumacak kararlar oy çokluğu ile değil oybirliği ile geçti çoğu kez. Yeşil alanlar azaldı,  dereler bina doldu.  Doğa intikam almak istediğinde ise sebep olanlar değil yine masum insanlar öldü. Çoğunluk ise sosyal medyada  yas tutmayı duyarlılık, sorumluluk saydı.

Hastaneleri yönetenler, acil hastalara zorunlu tetkikler için bir yıl sonrasına gün verilmesine üzülmediler, çözmek için çaba harcamadılar. Özele git diye bir şifre önerdiler, gidemeyenler perişan oldu.  

Çok acil davalar için bile bir yıl sonrasına gün verildi. Haklı olan mağdur oldu, yargıya güven ciddi şekilde sarsıldı. Kanıksadık bu durumu, mahkemeye girmek yerine “ara” çözümler üretmeye başladı yine o çoğunluk.

Vergilerimizle her şeye ödenek yaratılırken annelerin, çocuğunu gönül rahatlığı ile bırakabileceği kreşler yapılamadı. Küçük çocuklar mağdur oldu veya çok erken yaşlarda yalnızlık ile tanıştı. Yetersiz kalan ve çocuğundan nelerin eksildiğini bilen anne-baba öfke doldu ancak çözüm merkezleri fark etmek istemedi.

Neredeyse, her yazımda, her sohbette geri dönüşüme atıfta bulunuyorum. (Yakın çevremde dahi herkesi ikna etmiş sayılmam)  Çöpleri ayrıştırarak atıp, çöp torbalarının delinmesini önlemek kadar basit bir uygulama ile sokakları temiz tutamadık.   Klavye başında idealizm anlatanlara, yurt dışındaki çevre bilincine hayran kalanlara sen neden çöpleri ayrı atmıyorsun diye sorulmadı. Kentliler, dağılmış çöp yığınlarını görünce başını çevirmeyi, söylenmeyi seçti sadece.

Devenin kamburundan daha çok eğrimiz olduğu için sayfalarca yazsak bitmez. Demokrasiyi çalıştıracak olan mekanizmaları felç ettik, vatanına, doğasına, kurumlarına sahip çıkacak gençler yetiştiremedik. Her şeyden öte, samimi olamadık,  ahlaklı yaşamanın zenginliğini öğretemedik.  Kavram olarak kitaplarda kalan değerlerle de ancak bu kadar oluyor.