14 Mart 2016 Pazartesi

YAS ZAMANI YİNE


Son yıllarda yaşanan trajediler nedeni ile toplum olarak cinnet geçirme noktasındayız.  Sosyal medya bağımlılığı ve teknolojinin nimetleri ile uzaya gittiğimiz sanırken, Ortaçağ döneminin karanlığına hızla batıyoruz. Öyle ki, aydınlığı aramak için hiçbir felaket yetmiyor bize

Geçen yıl, ODTÜ’de düzenlenen Edebiyat Kulübü toplantılarının birinde, konuk Hakan GÜNDAY’dı. (Tartışılacak romanı okumadan katıldığım ender seanslardan biridir.) Katılımcılardan birisi kendini psikolog olarak tanıttı, yazara neden hep yaşamın acıklı, dramatik taraflarını işlediğini sordu. Hatta çok ileri giderek,” yaşamda mutlu olacak hiçbir şey yok mu, ilişkilerin güzel bir tarafı bulunmuyor mu? Sizin ruh sağlığınızdan uzman olarak endişeleniyorum” dedi. Yazar ise “ben makinenin çalışır hali ile değil arızalı tarafları ile ilgileniyorum” diyerek yanıtladı. Tüm topluluğa hitaben, “gazetede bir cinayet haberi okuduğunuzda, bunu dünyadaki ilk cinayet olarak algılamalı, üzülmeli ve elinizdeki işi bırakıp ne yapacağınızı düşünmeniz gerekli. Oysa siz trajedi haberlerini okuyup sonra spor veya magazin sayfasına geçebiliyorsunuz, ben de sizlerin, sağlıklı ve duyarlı olmadığınızı,  düşünüyorum” dedi. Sıradan bir diyalog gibi görünse de artık ele alınması gereken bir yaklaşım.

İçinde bulunduğumuz durumu ne kadar kısa özetledi aslında. Terör gündemin ilk sırasında, işsizlik ve ekonomik sorunlar hızla artıyor, yargı, eğitim ve sağlık sistemi hiç kimseye güven vermiyor. Buna karşın ne yürütme organları ne de toplum  “çok acil bir şeyler yapmalıyız”ı konuşamıyor. Sosyal medyada özel yaşam paylaşımları son sürat yayınlanmaya devam ediyor bir yandan. Olaylara sığ yaklaşıp, üretmeyen, sürekli atıp tutan ve kendini otorite sanan yorumcular da cabası. Demek ki, kimse son yıllardaki çöküşü ve yaklaşan karanlığı yeteri kadar tehlikeli bulmuyor. Tarih aklını kullanmayan, bireysel çıkarlarını önde tutanlardan oluşan toplumların nasıl yok olduğunu anlatan örneklerle dolu oysa ki!

Cennet olarak anılacak doğaya, kıymetli kültür varlıklarına,  yer altı/yerüstü her türlü zenginliğe sahip ender ülkelerden biriyiz.  Dünya ekonomisinde kilit olabilmek, sosyolojik açıdan örnek alınmak, bilimin üstünlüğü ile anılmak gibi kavramlarla bilinen bir ülke olmak varken geldiğimiz nokta sahiden dramatik. Kurtuluş Savaşı günlerini atlatmış bu toplum ikinci bir bağımsızlık mücadelesi veremeyecek kadar ayrışmış durumda. (Ortadoğu ülkelerindeki aymazlıktan büyüyen iç savaşlar, dolayısı ile kaybedilmiş bağımsızlık örnekleri kuvvetli bir yol gösterici aslında.)

Aklını egosuna, nefsine teslim etmemiş insanların sandığımdan daha çok olmasını diliyorum.