6 Nisan 2016 Çarşamba

SİYASETTE DÜZEY SORUNU ve AKIL TUTULMASI


Ülke, Ensar Vakfı’nda gerçekleşen, küçük çocuklara taciz ve tecavüz haberi ile sarsıldı. Ardından herkes bir şey yazdı, söyledi, istifaya davet etti, moda olduğu üzere kınadı. Süreç bitmedi, şüphe uyandıracak tuhaflıkta gelişmeler izleniyor.


Oysa her aşama farklı gelişebilirdi.                             
Aileden Sorumlu Devlet Bakanı şöyle bir
açıklama yapabilirdi; “Olay asla kabul edilemez, hoş görülemez. En ağır cezanın verilmesi için bizzat ben davacıyım. Ancak bir(!) olay nedeni ile kurumu ve çalışanları tümü ile yargılamak, aynı suç ile anmak haksızlıktır. Kurum nezdinde dini, ahlaki ve evrensel değerlerin aklanması için olaya karışanların en ağır cezayı alacağından kimse endişe duymasın. Konuyu sahiplenmek ya da üstünü örtmek ayıbı bu kez yaşanmayacak!!!!” (olayın bu kurumda tek olmadığını bilmek de ayrı bir travma)

Ardından mağdur ailelere yeni bir şehirde, gerekirse yeni bir kimlik ile iş ve barınma olanağı sunulsa, o çocuklar uzun bir rehabilitasyon sürecinde kendine gelebilse, söz konusu kişi de başka olaylarda izlendiği üzere express olarak yargılanıp hak ettiği cezayı alsaydı.

Bir de tepkilere göz atalım.  İlgili bakanın, bir kereden bir şey olmaz demediğini hepimiz biliyoruz aslında. Kurumu ve din üzerinden yapılan siyaseti korumak adına körü körüne yapılmış bir açıklamadır. İnsani değerlere aykırı olan bu söylem elbette kabul edilemez. Ancak ailesi ve kendisi için bir kere denemesini önermek de eş değer bir yanlıştır. Mağdurların sorunu çözülecek miydi, vicdanlar susacak mıydı?

Muhalefete gelince, amacını bilinçli ya da bilinçsiz aşan bir söylem üzerinden gitmek yerine, o koltukta oturmanın yeterli bir donanım gerektirdiği ve kutsal değerlerin tartışmaya açık olmadığı işlenebilirdi. CHP lideri, sadece "yanlış yapanları koruma, kollama yolu seçilmiştir, sorun örtbas edilmektedir kaygısı taşıyoruz" diyebilseydi haklıyken haksız duruma düşmezdi kanımca. (Ayrıca konu,  sadece iki parti arası bir sorun mudur?)
Başbakan’a gelince, sanki her konuda idealizm üzerine açıklamalar yapmış gibi aşağılayıcı bir tutum sergiledi.  Ayrıca kullandığı üslup ile sanki rol çalmış diye düşündürdü.

Siyasetin maalesef temiz olmadığını basit çıkarımlar ile doğrulamak çok üzücü.
  • Devletin en önemli makamlarında oturanlar yeterli bürokratik, diplomatik ve politik birikime sahip değiller. Günlük yaşamı işgal eden arabesk yapılaşma devletin zirvesinde de benimsenmiş durumda. Bu açıdan bakınca, bir insanın neyi bilmediğini fark etmemesinin acınacak sonucunu izledik. Düşünerek az ve öz konuşmanın bir sanat olduğunu bilenler için bu söylemler, utanç verici.
  • Başka bir sonuç ise senaryosu çok ucuz olan bir gösteri sunuldu belki de bize. Siyasi olarak kitleleri temsil etmekle görevlendirilmiş kişiler, bu derecede gaflet içinde olamazlar. Biz de bu gösteriyi kendi irademiz ile izlemeye gitmiş olamayız, değil mi? Nasıl bir ustalıktır ki, bu kısır tartışma, yolsuzluğun, ölümün, can güvenliğinin önüne geçebiliyor. El birliği ile gündem değiştirmek için yapılmış ise ortada utançtan daha vahim bir durum var demektir.
  • Seçilmişlerin seçmenlere karşı sorumluluğu yok mu? Hata yapma, boş konuşma, gündem saptırma hakları var mı? Hele ülkemiz terör nedeni ile her gün kayıp verirken, kaygılar derinleşirken bir dizi çekimi içinde olabilir miyiz? Topluma taraf olabilme, yorum yapma seçeneği dahi bırakılmamıştır. 

Hepimizi sarsan, üzen konuya geri dönersek; olaylar öz değil ayrıntılar üzerinden tartışılırken mağdurların cephesi, sessizliğe, yalnızlığa itildi.
O çocuklara ve ailelere kim/nasıl yardım ediyor?Çaresizliğin boyutu nedir?
Yargı sürecinde kendilerini kim savunuyor?
Söz konusu kişi/kişiler tutuklu mu?
Davaya müdahil olabiliyor muyuz, sivil toplum örgütlerinin bir desteği var mı?
En önemlisi o çocukları topluma kazandırabilecek miyiz? Olumlu bir uğraş olduğunu umuyorum.

Konu akıl tutulmasının ötesindedir.Bu çirkin oyunu bize izlettiren herkese yazıklar olsun !!!


Görsel, https://lucian.uchicago.edu/blogs/maph/tag/theater/ adresinden alınmıştır.